Lorem İpsum



Olmak için ölmek; Bilmek için sormak...


14 Temmuz 2013 Pazar

Buzağı'ya bakan kavim

"Onlar görmüyorlar mıydı ki, o buzağı, kendilerine hiçbir sözle karşılık veremiyor; onlara ne bir zarar, ne de bir yarar vermeye sahip bulunamıyordu.""Taha-89

Kim varsa fark etmez. Karşıdakini yok edinceye kadar savaşır, son damlasına kadar. Savaşacaktır da. Tutunacak doğru düzgün bir yeri olsaydı ne kadar tutunmaya çalışırdı başkasına. Hakk bilir ama belirlemez; kul bilmediğinden belirlemeye kalkar işte. Vazgeçse de güçsüzlüğünden, belirlediğini düşünse de… yorulur bir de utanmadan yorulur. Taş taşımıştır, haklıdır sanki ama taş taş üstüne koyamamıştır. Yok edinceye kadar savaşır. Halbuki kendini yok etseydi bir kere de? Yok oluşunu bile göstermek ister en iyi ihtimalle, yok olduğunu gösterince yok olur gibi düşünür. Büyük oyun’dur bu. Nefs’tendir… Cahil idrak’im öyle söylüyor. Dokunmak ister, aslında yakmak için. Yaktıkça güçlü olduğunu hisseder. Güçlü olmak içindir. Tanrı koltuğu ister. Güçlü olmak içindir. Yok, değil ama. Ne güçlü olabilmiştir ne bir damla huzuru. Bekçiler diker bahçelerine, dünya cenneti derdindedir elbet, ama bekçilerden korkar zamanla. Anlar, anlar anlamasına da yetmeyecektir muhakkak. Ama göremez. Arpa soğanları göremez. Güçle gelmez huzur. Birini yakarak yalnızca birisini yanmış kılar. Ateşin o kızgınlığını hissetmek iyi gelir. Sönünceye kadardır elbet. Koşmak ister ama elbet yokuşlar olmamalı der önce. Niye? Ah bilseydi korkardı elbet. En önemli olmaya kalkar daha da önemsizleştirir belki bu. Bir önemi kalmamıştır ki aslında önemsizleşmeyi bilmedikten sonra. Önem arar sonra. Yeni insanlardan, yeni kitaplardan ve yeni imanlardan… Zaten olanı bilmezse neyi bulur? Bilemem… Bilmemek yok der. Bilmese der miydi? Soru değil; cevap derdine düşmüştür muhakkak. İkisi de bilmeden gelir halbuki… Önce razı olması gerektiğini bilmeden razı olunmaya kalkar. Ben seni acıtıyorum der. Senden gelen acıya eyvallah demesi zor gelir. Bilse değişir mi? Bilemem… Karşıdakini yok etmeye çalışır sonuçta. Kendi sınırsızlığını bulamayan, karşıdakini sınırlar muhakkak. Bir Hırka görülmeyene hediye edilir. Sınırsızlar meclisidir, Hırka gider Muhabbet kalır. Ya da Muhabbet göçerken Hırka’ya sarılmanın anlamı nedir ki. Kıskançlık günahtır. Korku günahsızdır. Ne’den korktuğun üzerindeki belirlenimcilik ( reason) yapar günahı. Cehennem mi? Belirlenimcilik belası… Ka’lu Bela… yanlışımı düzelteyim: ente subhaneke! Hala sus'amaz, insanlığa susayamaz... Hala sev'er, değildir ümitsizlik dergahı burası... önce Adem sonra Adam olur. Belki kim bilir susar o zaman? ( cahilin sözleridir, üzerinde durulmamasına susamıştır, sonrasında susmuştur)

26 Haziran 2013 Çarşamba

Yırtılınca An,

zamanla yaşarsın hayatta
güneş tepeni yakar, asfalt tabanlarını
zamanla pişersin yün hırkalarda
cebindeki şiirler, yollardaki beklemeler
kapıdan dönmelere zamanla alışırsın.

zamanla atarsın adımlarını
önce anneye, sonra bir başkasına yürürsün
zamanla öğrenirsin karşılanmamayı
otobüse zamanla alışırsın
şehirlerarasının yalnızlıklarına

zamanla öğrenirsin bir köpeğin halini
sevimli olmayı zamanla anlarsın
birisi olur, kimsesiz olursun
an'ı bulur anında; kaybedersin zamanla
an gelir, köpeği bile kıskanır olursun

zamanla öğrenirsin oyunları
yazmadığını izlerler, yazdığın cebinde erir
bir boşluğun yuttuğunu görürsün
herkes yüzündendir kimsesizlik sancıları
herkesin kimsesiz olduğu zamanla perdelenir

zamanla yalanlaşırsın, güçlüdür gerçeği yalanın
bilirsin, anlarsın, hissedersin zamanla
yalan denilir, yalandan ağlanır, yalan gider
gerçek kalamaz zamanla, yalanla yırtılır an
zamanla gelir hakikat, anlarla gelse de yalanlar

susarsın zamanla, ayinin olur sessizlik
sesinle aynı olur sessizlik
delirirsin zamanla, yalnızca anlar konuşur,
için bırakmaz seni yalnız, konuşur içinden, sessiz
zamanla götürürsün ölümünü de yanında
ölüm, hem zamanla hem anında..

28 Nisan 2013 Pazar

perde arkası


bir ölüm hazırlanmakta
sade ve sakince
kendi huzurunda, bütün huzursuzluklar kucağında
tek tek giydiriyor bütün çocuklarını
dört bir yanımdan sarmaya geliyor
bütün ağaçlarımın asılıyor eteklerinden
yapraklarından bir gelinlik giydiriyor
bütün hatıralara gözü yaşlı
bir ölüm gelmeye hazırlanıyor

bir ölüm ıslatıyor gözümü
damlalara geçmiyor işte söz
biriktirebilirdim o zaman belki ellerimde
kayıp gitmezdi diğer bütün sessizlikler gibi
ağlarken sesini çıkarmak gibi olurdu
belki bir duyan çıkardı
yaşa derdi sen daha
tutunurduk bir dala düşerken
yolunda ölmüş olurduk hayatın
ölümü düşürmeden ardımıza
ölüm su dökmeden gözlerin ardına

bir ölüm götürüyor kelimelerimi
ama önemli ama önemsiz
sessiz ve farkettirmeden
bir kulak çınlaması, bir boşluk gibi
boşluğu anlamadan, anlatamadan düşmek gibi
bazı kelimelere daha fazla önem vermek gibi
eriyen buzların üstüne sarılıyorum
sulara anlatıp derdimi
kelimesizliğimi kelimelerle anlatamamak gibi
konuşmak istemediğini susarak söyleyememek gibi
yani bir ölüm hazırlamakta kendini
bütün masalların ötesinde ve gizlice
benimle arasındaki bir hayat perdesinde...

12 Mart 2013 Salı

Elma'sızlık


O halde Rabbini hamd ile tesbih et(yücelt) ve secde edenlerden ol. Hicr 98

Bilmiyorsun! Dünyada kalmadı önünde eğilmediğin. Bütün korkularınla koşuyorsun, üstünü başını sarmış bir çamur, pislik içinde koşuyorsun. Açlığa, parasızlığa, yalnızlığa, başarısızlığa, yorgunluğa, tembelliğe, sınırlara ve sınırlamalarına iman etmişin. İmansızlığına iman etmişin. Bitmeyen endişelerine o sınırlı imanını bağışlamışın. Secdeye varmaktan erinmişin, secdeye varırken "Büyük olan O'dur" demekten alıkoymuşun kendini ve ufak korkuların karşısında "küçük olan ben'im" demekten kurtaramamışsın kendini. Doymayan açlığına bahsetmişsin benliğini, varlığını nerede yok olan varsa onun eline vermişin. Sonra ağlamışsın bir de, hem de utanmadan hem de hala anlamadan. Kaybetmekten korkmuşsun sana ait olan şeyleri, ama kendini çoktan kaybetmişin. Uğurlamışsın varlığını "güle güle", haykıramamışsın bir duygu tufanıyla yüreğinden kopan çaresizliğini, acziyetini. Acizliğinde bulmak varken, aciz olmaktan korkmuşsun. Zengin olmayı istemenin nedeninin aslında fakir oluşunun olduğunu bilememişsin hiçbir zaman. Sahip olduğun ölümsüzlüğü unutup, bedeninin ölümünü ölümsüzleştirmişsin korkularınla. Akşama acıkacağını bile bile tıkınmışın tüm dünyayı, miden dolmuş yer çekimine tabi olmuşun ve ruhunu gök çekimine bırakmaya kalmamış takatin. Bilmiyorsun! O elmayı yiyebilecek gücün olduğunu biliyorsun yalnızca ama yeyince nereye düştüğünü bilmiyorsun. Ruhunun saydamlığını bırakıp, vücudunun çıplaklığına dalmışın üzerine yapraklar örterek. Hayatın cepte işi yoktu, ölümdü cebine sığabilecek yalnızca ama sen tutup kendini de ölümün cebine sokmuşsun. Sen o an'larını sevdiğin hayatı bir an olsun ansız düşünememişsin. Hayvanlaştıkça aklını beğenmişin, aklının cevapsızlığında da bir kadehe tutunmuşun, yine hayvanlaşıp aklını beğenmeyi bilmişin. Bir kadeh kadar kurtulabilmişsin aklından, ruhun şarabına dudağını yine değdirememişsin. Rabb'inin önünde eğilmeyle yücelmek varken, sen gökdelenlere çıkarak diplere batmışsın, sonra bir de kendini yerin dibine atmışsın. Bilmiyorsun! Sen imanlı olamazsın, imanla olabilirsin ve yalnızca imanda olabilirsin. Biliyor musun asl'ında iman ölüm değildir? uğraşma yani boşuna, girmez ne senin o cebine ne de kadehine!


11 Mart 2013 Pazartesi

dragaera


Bulmak için aramak; 
aramak için kaybetmek; 
kaybetmek için sahip olmak; 
sahip olmak için bulmak gerekmez miydi? 
Doğarken öl bakalım ey İnsan...

Olur da aramaya kalkışırsan:

Gülden kurulmuş bir pazar
Gül alırlar, gül satarlar
Gülden terazi tutarlar
Alanlar gül, satanlar gül....